Örgü Defteri Bursa'da bir balkonda, bir kutu iplik ve on yıllık not defteri

Ana sayfa Kullandığım araçlar ve malzemeler Araçlar ve gereçler Alüminyum ve çelik şişler

Alüminyum ve çelik şişler

Alüminyum ve çelik şişler
Açık duran kutuda yan yana duran alüminyum ve çelik şişler, ucunda yarım kalmış gri bir örgü parçası görülüyor.

2016 kışında, komşum artan iplikleri verdiği akşam tek bir çift 4,5 mm alüminyum şişim vardı ve o günden beri en çok onu kullandım. Yüzeyi kaygan, ilmekler parmağımın altından hızla geçiyor; acele ettiğim akşamlarda işim hızlanıyor. Bursa’da nemli havalarda elim biraz daha kayganlaştığında bu şişin soğuk ve parlak yüzeyi parmağımı yoruyor, yine de onsuz yapamıyorum. Çelik olanları da aynı çekmeceden çıkarıyorum, ağır işlerde.

Alındığı yıl2016
Numara4,5 mm çift
Kullanım yeriAtkı, bere, orta kalınlıkta işler
SaklamaAyrı kutu, dolap içi

Alüminyumun günlük hâli

4,5 mm alüminyum çiftim 2016’dan beri yanımda, ilk ördüğüm düz parçadan tutun da onlarca atkıya kadar her şeyde elime yapıştı. Yüzeyi öyle kaygan ki ilmek parmak gibi kayıyor; akşamları yorgun ama örmek istediğimde bununla hızlanıyorum. Ağırlığı dengeli, uzun süre tutunca bileğimi zorlamıyor, bu yüzden en sevdiğim araç oldu. Çekmecede hep en önde duruyor, çünkü en çok onu arıyorum, elime yapışan o şiş işte bu.

Bursa’da kışın kalorifer yanınca oda ısınıyor ama şişin kendisi soğuk kalıyor, sabah ilk dokunuşta parmağım üşüyor. Bu soğukluk bazen hoşuma gidiyor, bazen de elimi yoruyor; özellikle nemli günlerde parmak uçlarım kayganlaştığında ilmeği tutmak zorlaşıyor. O zaman ara verip ısıtıyorum ellerimi, sonra devam ediyorum. Alüminyumun hızı bir lütuf ama bazen dikkat isteyen bir lütuf, gevşek ören biri olarak bunu zamanla öğrendim, ölçüyü tutturdum yavaşça.

Şişi ele alışım ritim hâline geldi: önce ağırlığını, sonra soğukluğunu hissediyorum. Bu küçük kontrol günün hâline göre hangi işe girişeceğime karar verdiriyor. Alüminyum hız isteyen akşamların şişi, aceleye getirmek istemediğim işlerde ise onu dinlendiriyorum. Tekmilli değil, ihtiyaca göre seçiyorum her seferinde, bu da işi kolaylaştırıyor, keyfim yerinde oluyor, örgüye başlamaktan vazgeçmiyorum.

Kayganlık ve kaçan ilmek

Alüminyumun en büyük yanı kayganlık, en büyük tuzağı da o. İlk zamanlar ilmekler parmağımdan öyle kayıyordu ki ara sıra bir ilmeği atlayıp fark etmeden devam ettiğim oldu. Bir atkıyı bitirince kenarda seyrek bir delik belirince anladım, söküp o kısmı yeniden ördüm. O günden beri kaygan şişte daha bilinçli tutuyorum ilmeği, parmağımı biraz daha yaslıyorum uca, kaçış azaldı, gözüm sıralarda oldu.

Bu yüzden ince ve parlak yünlerde alüminyumu dikkatle kullanıyorum, gevşek örünce ilmek kendi kendine kayabiliyor. Orta kalınlıkta, biraz tutan ipliklerde sorun olmuyor, aksine keyif veriyor hızı. Bursa’nın nemi eli kayganlaştırınca bu şişle acele etmemeyi öğrendim; acele edersem hata geliyor. Şimdi kayganlığın beni hızlandırdığı kadar uyardığı yeri de biliyorum, dengeyi kuruyorum, aceleyle güzel iş çıkmaz bu şişte.

Zamanla bir yöntem geliştirdim: ilmek sayısını ara sıra sesli sayıyorum, kayganlıkta göz yanılmasın diye. Başta tuhaf geldi ama alıştı, atkılarım düzgün çıkmaya başladı. Kaygan şiş sabır istemiyor ama dikkat istiyor, o ayrımı kavrayınca iş kolaylaştı. Şimdi elimde alüminyum varken daha sakin örüyorum, hızın tuzağına düşmeden keyfini sürüyorum, bu da uzun akşamların küçük bir kazancı oldu.

Çelik şişlerle kısa tanışıklık

Alüminyumun yanına bir ara çelik bir çift de elime geçti, ağır işlerde denemek için. Çelik alüminyumdan biraz daha ağır ve soğuk, ama yüzeyi benzer şekilde kaygan; ilmek aynı rahatlıkla geçiyor. Ağır bir yünle uzun atkı örerken ağırlığı dengeli geldi, ama benim günlük işimde fazladan ağırlık gerekmedi. Bu yüzden çelik şişi yalnızca kalın yün denemelerinde çıkarıyorum, her akşam değil, ara sıra.

Çelik ve alüminyum arasındaki fark bana kalırsa ağırlık ve soğuklukta, yoksa örme hissi yakın. Bursa’da kışın soğukta çelik şiş parmağı daha çok üşütüyor, o yüzden onu yazın ya da ılık odada kullanmayı tercih ediyorum. İkisini de aynı kutuda tutuyorum, karışmasınlar diye uçlarına bir bez parçası sarıyorum. Hangisini seçeceğime o günün işine göre karar veriyorum, sabit bir kuralım yok, elime ne uygun gelirse onu alıyorum, serbest davranıyorum.

Bir de çelik şişin sesi alüminyuma göre biraz daha tok, onu da fark ettim; gece örerken kulak daha iyi alışıyor. Ağır işlerde verdiği sağlamlık hoşuma gidiyor, ama günlük atkılarda fazlalık ediyor. Bu yüzden çekmecede ayrı bir köşede, ihtiyaca saklı duruyor; her gün çıkmıyor ama çıktığında işi görüyor. Metal iki kardeş, ama huyu başka, onu da deneyerek anladım, acele etmeden.

Düğüm hatası ve dersi

Bir kış, uzun bir atkı örerken iplik bitince yeni yumağı düğüm atarak ekledim, kolay göründü. Ama biten atkıyı giyince düğümün olduğu yerde sert bir nokta kaldı, parmak ucuyla hissediliyordu; örgünün akışı orada bozuldu. O gün anladım ki kaygan alüminyum şişle örerken düğüm kumaşta saklanmıyor, tersine kendini belli ediyor, sert bir tümsek gibi duruyor, görünmez olmuyor.

O günden beri yeni ipliği düğümle değil, iki ucu birbirine örerek ekliyorum; başta zor geldi ama alıştıktan sonra kolaylaştı, kumaşta iz kalmıyor. Dersi basitti: kaygan metal şişte düğüm affedilmiyor, görünüyor. Şimdi yumağı değiştireceğim anı not defterime „düğüm yok, örerek ekle“ diye yazıyorum, yanına da bir soru işareti koyuyorum emin olmadığım zamanlar için. Küçük bir hata, ama bir daha yapmadım, atkı temiz kaldı, bu da bana ders oldu.

Bu yöntemi bir komşuya da anlattım bir gün, o da düğümden şikâyetçiymiş; beraber denedik, işe yaradı. Bazen küçük bir değişiklik işi kurtarıyor, büyük uğraş gerektirmiyor. Alüminyumun kayganlığı başta düşman gibi görünse de, doğru teknikle dost oluyor. Ben hâlâ gevşek örüyorum ama en azından sert nokta bırakmıyorum, o da bir ilerleme sayılır, yılların biriktirdiği küçük bir tecrübe.

Saklama ve nemle ilişkisi

Metal şişler nemden ahşap kadar etkilenmiyor ama yine de gelişigüzel bırakmıyorum. Bir ara çekmeceyi açıp bakınca alüminyumun yüzeyinde ince bir matlık gördüm, sanırım nemli havada açıktaydı; bezle silince geçti ama dikkat ettim. Bursa’da nem yüksek olduğu için şişleri ayrı bir kutuda, dolap içinde tutuyorum, rafta açık bırakmıyorum. Nem yüzeyi matlaştırıyor, kayganlık azalıyor, o da örme keyfini bozuyor.

Kalorifer peteğinin üstüne hiç koymam, 2016’da ıslak yünü oraya serip sertleştirdiğimi hâlâ hatırlıyorum; şiş için de aynı risk geçerli, ısı yüzeyi bozar. Küçük balkonumda örgü yapmam, Uludağ’dan gelen rüzgâr ipliği uçurur; örgüyü salonda, şişleri de dolapta tutuyorum. Düzgün saklanınca alüminyum yıllar geçse de ilk günkü gibi kaygan kalıyor, ben de her akşam aynı rahatlıkla elime alıyorum, güven veriyor, tereddüt etmiyorum.

Bir de düzen işi: metal şişleri ahşap ve bambunun üstüne koymuyorum, ağırlıkları altında ezilebilirler ya da çizilebilirler. Ayrı kutuda, yan yana dizili duruyorlar; bakınca hangi numara olduğunu parmağımla anlıyorum. Numara etiketi yapıştırmadım hiç, ama yeni başlayan birine tavsiye ederim, karışıklık olmasın. Saklama aslında örgünün yarısı, şiş iyi kalırsa örmek de keyifli oluyor, ben bunu yıllarla öğrendim.