Ana sayfa › Kullandığım araçlar ve malzemeler › İplikler › İplik etiketinde yazanlar
İplik etiketinde yazanlar
Market rafında duran bir yumak, üstündeki küçük etiketi okumadan sadece rengine bakıp alınınca başıma iş açtı; sonra söküp yeniden aldım. Bursa'daki küçük balkonumda bir atkı örerken iki yumakın birbirine uymadığını, etikette yazanları hiç okumadığım için geç anladım. Şimdi etiketi evde poşete koymadan, daha rafta okuyorum: metre, gram, şiş numarası ve yıkama işaretleri orada yazıyor, ben de ona göre seçiyorum.
Metre ve gram neden önemli
Etiketteki metre, bir yumakta kaç uzunlukta iplik olduğunu söyler; gram ise o ipliğin ağırlığını. Aynı renk için iki yumak alacağımda metreye bakmazsam, biri ötekine göre kısa çıkabiliyor ve parça yarısında iplik bitiyor. Ben bunu bir atkıda yaşadım: bir yumak 140 metre, öteki 120 metreydi; atkının bir ucu diğerinden on santimetre kısa kaldı.
Gram bilgisi da işin içine girince resim tamamlanıyor. 50 gramlık bir yumakla 100 gramlık aynı renk görünse de, metreleri farklı oluyor; kalınlık aynı olsa bile toplam uzunluk değişiyor. Bursa'da nem yüksek olduğundan yün yumak ıslanınca biraz ağırlaşıyor, ama kuru gram etikette sabit. Ben artık bir parça için kaç yumak gerektiğini önce etiketteki metreye göre hesaplıyorum, sonra alıyorum. Bu sayıya bakmadan alınan yumak, yarım kalan iş demek benim için.
Bu sayıları bir kez kafama yazdım: 50 gramlık bir yumak ortalama 130 metre ediyor, benim ördüğüm bir atkı ise yaklaşık 350 metre istiyor. Yani tek bir atkı için üç yumak gerekiyor, hesabı etiketteki metreye göre yapınca eksik almıyorum. İlk yıllarda bu hesabı yapmadan aldığım için atkı yarısında bitmiş, yeni yumak alıp renk uyuşmazlığıyla uğraşmıştım; şimdi o yanlışa dönmüyorum.
Şiş numarası ve yıkama işaretleri
Etiketin bir köşesinde önerilen şiş numarası yazar, genelde iki sayı arası bir aralık verir. Ben 4,5 mm şiş kullandığım için o aralığın içine girmeyen ipliği almıyorum; girerse alıyorum, sonra deneme parçasında sıkılığımı kontrol ediyorum. Bu numara şiş seçimini tahmine bırakmamamı sağlıyor.
Yıkama işaretleri ise ayrı bir satır: küçük bir leğen, sıcaklık derecesi, ütü izni. Benim için en önemli uyarı „elle yıkama“ ya da „30 derece“ yazanlar; Bursa'nın kireçli suyu sıcak suyla birleşince beyaz yünler grileşiyor, bu yüzden etikette sıcaklık yüksekse ona uymuyorum, soğuk suyu tercih ediyorum. Bu işaretleri ilk yıllarda hiç okumadım, rengine bakıp alıp sıcak yıkadım; sonuç grileşen beyaz bir yığın oldu. Şimdi etiketi rafta okuyup yıkama kolaylığına göre de seçiyorum.
Yıkama işaretlerini anlamak için bir sözlük gibi bakmadım hiç; sadece en çok gördüğüm üçünü ezberledim: elle yıkama, 30 derece ve ütü yasağı. Bunlar benim için yeterli, çünkü ördüğüm şeyler çoğunlukla bu üç uyarıyla geliyor. Bursa'nın kireçli suyu düşünülünce, 30 derece yerine ben zaten soğuk suyu seçiyorum; etiket bana sadece sıcaklığın yüksek olmadığını doğruluyor, gerisini kendi deneyimim söylüyor.
Rengine bakıp aldığım iki yumak
2017'de, yani örgüye başladıktan bir yıl sonra, aynı renk diye iki yumak aldım ve hiç etiket okumadım. Eve gelince bir atkı örmeye koyuldum; ilk yumakla ördüğüm kısım ikinciye göre belirgin şekilde inceydi. Meğer bir yumak 4 numara, öteki 3 numaraydı ve metreleri de farklıydı; etikette yazıyordu, ama ben bakmamıştım.
Atkının iki ucu birbirine uymadığı için o kısmı söktüm, üçüncü bir yumak daha aldım ve bu sefer etiket numarasına baktım. Ders netti: renk aynı olsa bile parti ve numara farklıysa iplik uymuyor. Şimdi aynı renk için iki yumak alacaksam etiketteki parti işaretini ve numarayı yan yana koyup okuyorum. O günün aceleciliği, defterime „etiketi oku“ yazdırdı; o not hâlâ ilk sayfada duruyor.
Parti işareti dediğimiz küçük harf ve rakam, aynı renk iki yumak arasında bile fark edebiliyor. Ben şimdi aynı renk için iki alacaksam yan yana duran yumakları seçip parti işaretlerini gözle kontrol ediyorum; farklı partiler aynı ışıkta bile ton farkı veriyor. Bu kontrolü atladığım o 2017 atkısı hâlâ dolapta, söktüğüm kısmı bir köşede duruyor, ders olsun diye saklıyorum; gözümün önünde olunca bir daha yanmıyorum.
Yıkama sembolünü yanlış yorumlamak
Bir kez etiketteki ütü işaretini yanlış okudum; buharlı ütüyle yünü ütüledim, kumaş hafifçe pul pul oldu. Sembol aslında buharı yasaklıyordu, ben ise sadece dereceye baktım. Bursa'nın kireçli suyunda ütü buharı leke bırakabiliyor, o gün anladım. Şimdi yıkama ve ütü işaretlerini birlikte, yan yana okuyorum.
Yıkama işaretini doğru okumak, ipliğin ömrünü uzatıyor. Beyaz yünleri sıcak su yerine soğuk suda, elle yıkıyorum; kalorifer üstüne de sersemiyor, salonda havlu üstünde kurutuyorum. Küçük balkonumda ıslak örgüyü asla balkona koymuyorum, çünkü nem zaten yüksek ve iplik kurumak yerine kokuyor. Etiket aslında bunların çoğunu söylüyor, yeter ki okuyalım; ben on yılın sonunda bu alışkanlığı edindim, geç de olsa.
Ütü konusunda artık çok dikkatliyim; yünü buharlı ütüden tamamen uzak tutuyorum. Bursa'da kireçli suyun buharı kumaşta ince bir tabaka bırakabiliyor, bunu bir kez yaşadım. Bunun yerine örgüyü havlu arasında hafifçe bastırıp şeklini veriyorum, ütüden medet ummuyorum. Etiketteki küçük işaretler bazen gözden kaçıyor ama benim için en önemli uyarı artık o buhar yasağı, onu gördüğümde şişi hemen bırakıyorum.
Etiketi eve gelmeden okumak
Şimdi yumak alırken etiketi markette, rafta okuyorum; eve gelince kutuya koymuyorum hemen. Metre, gram, şiş numarası ve yıkama işaretleri dördüne de bakıp şişimle uyup uymadığına karar veriyorum. Uymayan bir şey varsa rafın başına bırakıyorum, sonradan pişman olmuyorum.
Bursa'da kireçli su ve yüksek nem, etiketi okumayı benim için zorunlu kıldı; beyaz yün grileşmesin, yumak küflenmesin diye yazılanları uyguluyorum. Bu işi okulda öğrenmedim, etiketi okumayı da yanlış aldığım yumaklardan öğrendim. Sertifikam yok ve bağlı olduğum bir kurum da değil; yazdıklarım kendi notlarım, kendi evimde denediklerim. Etiket küçük ama söylediği her şey örgünün son hâlini etkiliyor.
Bu alışkanlık bir akşamda olmadı, on yılın sonunda oturdu. Şimdi markette yumak seçmek eskiden olduğundan daha uzun sürüyor, çünkü etiketi okuyorum; ama eve gelince sökme derdi çıkmıyor. Aceleyle alınan bir yumak, haftalar süren bir işi yarım bıraktırabiliyor; etikete ayrılan iki dakika, o haftaları kurtarıyor benim için, defterimdeki tarih bunu doğruluyor.