Ana sayfa › Ördüğüm teknikler › Bitiriş ve bakım › Yeni iplik ekleme
Yeni iplik ekleme
İlk yıllarda bir yumak bitince yenisini her zaman düğüm atarak ekledim. O sert düğümü parmağımla hissedince utanıyordum ama başka yol bilmiyordum. Bursa’daki o küçük balkonda, komşunun bıraktığı artan ipliklerle örerken, yeni ipliği eski uca nasıl kibarca bağlayacağımı bir gün bir arkımdan işittim. Şimdi iki yöntemi de biliyorum; hangisini ne zaman seçtiğimi burada yazıyorum, belki birine yardımı dokunur.
Kısaca
- Düğüm atmadan eklemek için iğneyle örme ve saç örgüsü yöntemini kullanın.
- Yeni ipliğin ucunu en az 15 santimetre uzun bırakın ki sonradan gizleyebilesiniz.
- İki ucu yan yana örerken oluşan küçük deliği fark ederseniz, bir ilmek artırın.
- Renk değişiyorsa ek yeri orta sıraya değil, kenara yakın yere denk gelsin.
- Eklenen uçları yıkayıp kuruttuktan sonra, bitmiş parçayla birlikte gizleyin.
Düğüm dönemim
Bir yumak bitip yenisi başlanacağı zaman eskiden hiç düşünmeden düğüm atardım. İki ucu birbirine sarıp sıkıca bağlardım, sonra örgünün içine gömmeye çalışırdım. Yıllarca bu böyle gitti; çünkü başka bir yol olduğunu bilmiyordum ve örgü defterime de „düğüm yeter“ diye yazmıştım. Bursa’nın o nemli havasında, kışın kaloriferin üstünde kuruttuğum ilk atkının içinde kalan düğümler yıkanınca iyice sertleşti, boynuma gelen yerde parmak izi gibi kaldı.
Sonra bir gün aynı atkıyı giydiğimde boynuma gelen iki düğümü fark ettim. Parmakla bastırınca acıyordu, yünün yumuşaklığı kaybolmuştu. O akşam not defterime „düğüm olmaz“ diye geçirdim. İşin aslı şu: düğüm, iki ipliğin kumaşta birleştiği yeri kalınlaştırır ve o nokta hem görünür hem sert olur. Bu yüzden artık ek yeri diyebileceğim noktada hiç düğüm kullanmıyorum, onun yerine aşağıdaki iki yoldan birini seçiyorum, çünkü temiz sonuç bana daha çok huzur veriyor.
İğneyle örme yöntemi
Yumak bittiğinde şişteki son ilmeği eski iplikle örüp bırakıyorum ama hemen yeni ucu düğümlemiyorum. Eski ucu 15 santimetre kadar sarkıtıyorum, yeni yumaktan çıkan ucu da aynı uzunlukta bırakıyorum. Sıradaki ilmeği eski iplikle değil, yeni iplikle örüyorum; eski uç şişte duruyor, onu çekip çıkarmıyorum. Böylece iki uç yan yana duruyor ve ben örgüye düz devam ediyorum. Birkaç sıra sonra arkaya dönüp o iki ucu birbirine yediriyorum, arada boşluk kalmasın diye dikkat ediyorum, ucu şişten kaçırmıyorum.
Bunu neden yapıyorum? Çünkü düğümsüz birleşmede kumaşın içinde sert bir nokta kalmıyor. İki uç örgünün arkasında, ilmeklerin arasında saklandığı için ne gözüküyor ne de ele geliyor. Bursa’daki o soğuk kış akşamlarında, kaloriferin yanında örerken elim alışana kadar bu yöntem bana yavaş geldi; ama sonuç temiz olduğu için vazgeçmedim. Gerilim aynı kalsın diye yeni ucu eski kadar sıkı örüyorum, arada boşluk olursa orada minik bir delik beliriyor, onu sonra bir ilmek artırarak kapatıyorum, iş işten geçmiş olmuyor.
Saç örgüsü yöntemi
Renk değiştireceğim veya orta sırada görünmez bir ek yapmak istersem iğneyle örme yetmiyor, saç örgüsü denilen yönteme geçiyorum. Eski ucu ve yeni ucu birbirine sarıp ince bir örgü gibi burguluyorum; parmaklarım arasında iki ipliği üç dört santimetre boyunca çevirerek birleştiriyorum. Sonra o bürgülü kısmı sanki tek bir iplikmiş gibi örüyorum, iki üç ilmek boyunca ikisi birden şişte duruyor ve gerilim hiç kopmuyor, örgü akışını kaybetmiyor.
Bürgü bittikten sonra artık sadece yeni iplikle devam ediyorum, eski uç arkada kalıyor. Bu yöntemin güzeli şu: ek yeri neredeyse hiç belli olmuyor, çünkü iki iplik birbirine geçmiş hâlde kumaşa karışıyor. Özellikle çizgili veya renkli örgülerde kenardan içeri girmek yerine orta yere bunu koyuyorum. Tabii bürgüyü çok sıkı çevirirsem orada bir yumru oluşuyor, o yüzden parmakla hafifçe tutup rahat bırakıyorum. Yıkandıktan sonra da o kısım gevşemiyor, çünkü iplikler birbirine dolanmış durumda kalıyor, kumaşın içinde saklı duruyor.
Ucu neden uzun bırakıyorum
Yeni ipliğin ucunu neden 15 santimetreden kısa tutmuyorum, bunu acı acı öğrendim. Bir kış boyunca ördüğüm atkının ucunu beş santimetre bırakıp geçiştirmiştim; „nasıl olsa gizlenir“ diye düşünmüştüm. Üçüncü yıkamada o kısa uç örgünün içinden dışarı çıktı, çünkü dikiş iğnesiyle yeterince içeri itilememişti. O günden beri ucu uzun bırakıyorum; uzun uç hem iğneye kolay dolanıyor hem de ilmeklerin arasına sindiği için yıkanınca kaçmıyor, oyuğa girip kalıyor, artık şaşırmıyorum.
Ucu uzun bırakmak aynı zamanda gerilimi koruyor. Kısa uç çekerken kumaşı buruşturuyor, ek yerinin etrafı dalgalanıyor. Ben şimdi her yeni iplikte mezura ile ölçüp 15 santimetre işaretliyorum, eski ucu da öyle bırakıyorum. Biten parçayı yıkayıp kuruttuktan sonra, o iki ucu birlikte gizliyorum; ıslakken gizlersen kuruyunca çekip boşluk bırakabiliyor, o yüzden kurumuş hâli bekliyorum, aceleye getirmiyorum hiç, salonda oturup rahat yapıyorum.
Renk ve kalınlık uyuşmazlığı
İki ipliği eklerken en çok takıldığım yer, kalınlıkların uymaması oldu. Bir seferinde rengine bakıp iki ayrı yumak aldım, etiketine bakmadım; biri belirgin şekilde kalındı. Onları düz örgüde yan yana ekince birinin olduğu sıra kabardı, örgü orada dalgalandı. Şimdi ek yapmadan önce iki yumaktan birer ilmek örüp yan yana koyuyorum, aynı genişlikte duruyorsa ekliyorum. Aynı lot numarası ve aynı etiket yazısı şart benim için, aksi hâlde parça boyunca görünmez bir basamak oluşuyor, göz fark etmese de el hissediyor.
Renk değişimi varsa ek yerini nereye koyacağım da önemli. Orta sıraya rastlatan ek, çizginin bozulduğu yeri belli ediyor; bu yüzden mümkünse kenara yakın, başlangıç veya bitiş ilmeğine yanaştırıyorum. Bursa’nın o kireçli suyunda beyaz yünler birkaç yıkamada grileştiği için, beyaz bir parçaya ek yaparken de aynı yumağın devamını kullanmaya çalışıyorum; farklı partiyi sonradan eklersem renk ayrımı suda iyice belirginleşiyor, o yüzden baştan dikkat ediyorum, sonradan telafi zahmetli oluyor.