Ana sayfa › Ördüğüm teknikler › Bitiriş ve bakım › Uçları gizleme
Uçları gizleme
Bir atkının iki ucunu ördükten sonra geriye sarkan iplikleri içeri saklamak, başta önemsiz göründü. Ta ki üçüncü yıkamada o iki ucun örgünün yüzüne çıktığı günü görene kadar. Bursa’nın o nemli havasında, bez torbada değil güneş gören rafta tuttuğum yumaklar gibi, gizlenen uçlar da dikkatsizce durunca kayboluyor. Şimdi düz örgüde ve lastikte nasıl sakladığımı ayrı ayrı yazıyorum, ikisi gerçekten başka iş.
Kısaca
- Uçları yıkayıp kuruttuktan sonra gizleyin, ıslakken gizlerseniz kuruyunca çekip boşluk bırakır.
- Düz örgüde ucu ilmeklerin arasına, lastikte ise bükülen ilmeğin içine sokun.
- Dikiş iğnesine ucu alıp aynı renk yürüdüğü yere kadar için için ilerletin.
- Ucu gergin bırakmayın, yoksa örgü orada dalgalanır; hafifçe gevşek tutsun.
- Gizlenen ucu bir ilmekten geçirip sabitleyin ki yıkanınca kaçmasın.
Üçüncü yıkamadaki sürpriz
İlk ördüğüm atkının uçlarını kısacık bırakıp örgünün arasına aceleyle itmiştim. „Nasıl olsa görünmez“ diye düşünmüştüm, defterime de bir not düşmemiştim. İlk ve ikinci yıkamada bir şey olmadı; ama üçüncü yıkamadan sonra boynuma doladığımda iki ucun örgünün ön yüzüne fırlamış olduğunu gördüm. İğneyle yeterince içeri itilmedikleri için yıkanınca çözülmüşler, kumaşın yüzüne çıkmışlardı, utanmıştım açıkçası.
O gün anladım ki uç saklamak örgü bitince yapılan bir iş değil, ayrı bir özen işi. Kısa uç çekmeye dayanmıyor, ilmeklerin arasında tutunamıyor; ıslakken sokulan uç kuruyunca geri çekiliyor ve boşluk bırakıyor. Şimdi ucu en az 10–15 santimetre bırakıyorum, parçayı yıkayıp kuruttuktan sonra oturup iğneyle içeri yediriyorum. Bu sayede üçüncü yıkama beni artık utandırmıyor, uçlar yerinde duruyor, korkum kalmadı. Artık o atkıyı hâlâ her kış kullanıyorum, uçlar da hâlâ yerinde duruyor, sağlam tutunmuş. Baştaki o utancı bir daha yaşamamak için ucu uzun bırakmayı artık bir kural gibi uyguluyorum, her yeni iplikte mezura ile ölçüyorum. Üçüncü yıkama korkusu bitince örgü yapmak daha keyifli oldu, bunu yazmak bile iyi geldi.
Düz örgüde uç saklama
Düz örgüde iş kolay: arka yüze geçiyorum, dikiş iğnesine ucu takıyorum ve ilmeklerin oluşturduğu V’lerin tam arasına, aynı renk yürüdüğü yönde ilerliyorum. İğneyi her seferinde bir ilmeğin altından üstüne geçirip için için yürüyorum, dört beş santimetre boyunca hiç dışarı çıkmıyor. Böylece uç örgünün arkasında, gözükmeyen bir çizgi hâlinde kalıyor, ele de gelmiyor, ön yüz pürüzsüz duruyor.
Burada dikkat ettiğim iki şey var. Birincisi yön: ilmekler aşağı doğru gidiyorsa ben de aşağı doğru yürümeliyim, tersine hareket edersem iz öne vuruyor. İkincisi gerilim: ucu gergin sokarsam örgü o noktada buruşuyor, o yüzden iğneyi rahat tutuyorum. Sonunda ucu bir ilmeğin içinden geçirip bırakıyorum; bu küçük, düğüm olmayan sabitleme, yıkanınca ucun kaçmasını önlüyor, benim için en güvenli yol bu, başka çaresine gerek duymadım. Sabah ışığında yapınca izi daha iyi görüyorum, göz yanıltmıyor. İğneyi her ilmekte düz tutunca iz öne hiç vurmuyor, bu da bana güven veriyor artık. Sabırla ilerleyince düz örgünün arkası pırıl pırıl oluyor, ön yüz kadar düzgün duruyor.
Lastikte uç saklama
Lastik örgüsünde iş düz örgüye göre farklı, çünkü ilmekler sürekli ön ve arka yüz arasında bükülüyor. Ucu düz örgüdeki gibi çapraz geçirirsem iz hemen belli oluyor, örgü ön yüzde bir tümsek veriyor. Burada ucu bükülen ilmeğin kendi kolunun içine sokuyorum; yani üstte giden ilmeğin arkasına girip yine aynı kol boyunca yürüyorum, karşı kolona geçmiyorum hiç, o hatayı bir kez yaptım.
Neden böyle yapıyorum? Çünkü lastikte her kolon ayrı bir hat; ucu yanlış kolona sokarsan o hat gerilir, örgü ön tarafta dalgalanır. Ben iğneyi lastiğin arka sırasında, ilmeklerin oluşturduğu küçük tünelin içinde tutuyorum, dışarı taşırmıyorum. Bursa’nın o nemli havasında yün biraz kabardığı için bu tüneli bulmak ilk başta zor geldi; ama mezura yerine parmağımla hissederek ilerleyince alıştım, sonuç düz örgü kadar temiz oluyor, kimse fark etmiyor. Acemiyken bu inceliği kaçırıp üç atkıyı baştan söktüm, ders pahalıya patladı.
Ne zaman gizlenir
Uçları ne zaman içeri sokacağım, başta kafamı karıştırdı. Islakken sokarsanız kuruyunca iplik çekiyor ve örgüde minik bir çukur kalıyor; bu yüzden parçayı önce yıkayıp kurutuyorum, sonra oturuyorum. Kurutma sırasında da ucu dışarı sarkıtıyorum, kaybolsun diye içeri itmiyorum; zaten son iş o olduğu için aceleye gerek yok, salonda rahat bir köşede yapıyorum, keyfini çıkarıyorum.
Gizleme işini bloklamadan önce mi sonra mı yapmalıyım, onu da not ettim: önce kesilen ucu gizliyorum, sonra gerekirse bloke ediyorum. Böylece bloklama sırasında ucun içerideki yeri oynuyor mu diye kontrol edebiliyorum. Bursa’da yünler nem aldığı için bez torbada, serin ve kuru dolapta saklıyorum; gizlenen uçlar da orada çürümesin diye parçayı havlu arasına koyup kurutuyorum, asla kalorifer üstüne koymuyorum, o dersi pahalı aldım. Kuruyan parçayı katlayıp dolaba kaldırmadan önce ucu bir kez daha kontrol ediyorum.
Yanlış saklamanın izi
Uç saklamayı yanlış yapınca örgü bunu hemen ele veriyor. En sık gördüğüm iz, ön yüzde belirgin bir çizgi ya da bir tümsek; bu genelde ucu yanlış kolona sokmaktan oluyor. Bir diğeri dalgalanma, yani ucu çok gergin tutmaktan; örgü o noktada sanki içine nefes çekmiş gibi buruşuyor. Bunları fark edince sökmüyorum, sadece iğneyi geri çekip ucu yeniden, daha rahat yolluyorum, çoğu zaman düzeliyor.
Kendime koyduğum kural şu: gizlenen ucu mutlaka bir ilmekten geçirip bırakmak. Geçirmezsem ilk yıkamada kayıyor, üçüncüde dışarı çıkıyor; bunu defterime „geçirme unutulursa uç kaçar“ diye yazdım. Ayrıca aynı renk yumağın ucunu kullanıyorum, farklı bir iplikle içeri sokarsam o nokta ton farkıyla belli oluyor. Bu işte acele etmemek, salonun ışığında oturup tek tek ilerlemek benim için en temiz sonucu veriyor, acele hata getiriyor. Bir daha aynı hataya düşmemek için bu kuralı defterin kapağına da yazdım.