Ana sayfa › Kullandığım araçlar ve malzemeler › Araçlar ve gereçler › Örgü makası
Örgü makası
Annemin dikiş kutusundan çıkan eski bir çelik makas benim örgü makasımdır, başka bir şey değil. Ağzı kısa, sapı küçük ve yıllanmış bir çelik kokusu var. Sadece iplik kesmek için kullanıyorum; kâğıt, kumaş ya da başka bir şey bu makasın yanına yaklaşmıyor. Burada onu neden sadece ipliğe ayırdığımı ve nasıl koruduğumu yazıyorum – Bursa'daki küçük dairemde, yıllardır aynı köşede.
Neden sadece iplik
Bu makası bir kez, elime yakın olduğu için bir kâğıdı kesmekte kullandım. Ağzı hemen bozuldu, ipliği keserken takılmaya başladı; o günden beri yalnızca iplik için ayırdım. Çelik makasın ağzı ince işe göre açılıyor, kâğıt ya da kalın kumaş onu yoruyor ve kesim yerinden kayıyor. Örgüde ise tek bir ilmeği bile temiz kesiyor, ipucu püskül bırakmıyor, bu da biten işte iyi duruyor ve sonradan sökmek gerekirse ip incinmiyor, yıpranmıyor.
Başka bir makas daha alsam belki iş görürdü ama bu eski çelik, elime oturuyor. Sapı annemin elinin şeklini almış gibi küçük, parmaklarımda kaymıyor. Örgü sırasında tek elle nefes almadan bir ilmeği kesip geçiyorum; makasın ağır olmaması bileğimi yormuyor. Benim için bir aleti değiştirmek değil, elindekini doğru işe kullanmak önemli. Bu makasın doğru işi iplik, o kadar, başkası değil; kâğıt ne kadar yakın olsa da ona uzanmıyorum artık, dersi pahalıya öğrendim. Şimdi yanımda kâğıt olsa bile başka bir makas arıyorum, bu eski çelik dışında bir şey kesmiyorum; o günkü ders hâlâ aklımda, unutulmuyor, el alışıyor.
Çelik ve Bursa'nın nemi
Çelik olduğu için paslanmaya açık, Bursa'nın nemi de cabası. Makası balkonda ya da pencere önünde bırakmıyorum; örgü çantamın içindeki küçük bir cepkte duruyor, o da içeride, salonda. Bir kez yazın balkonun kenarındaki rafa koydum, ertesi gün ağzında ince bir pas izi vardı; yumuşak bir bezle sildim ama dersini aldım. Nem çeliği sever, ben de onu sevmem gereken kuru yerde tutuyorum, çantanın kapağı kapalı kalıyor, hava almıyor.
Kışın Uludağ rüzgârı balkonu zaten kullanılmaz yapıyor, örgüyü salonda örüyorum; makas da hep yanımda, içeride. Suya değdirmiyorum, yıkadığım örgünün yanına koymuyorum. Nemli havada bir aletin paslanması bir gecede olabiliyor, bu yüzden çanta kapalı kalsın istiyorum. Küçük ama önemli bir kuralım var: makas su görmez, nem görmez, balkon görmez; üçünü birden unutursam pas mutlaka bir köşeden çıkıyor, çeliğe güven olmuyor. Bu yüzden çantayı her akşam kapalı bırakıyorum, sabah açıyorum; makas orada kuru ve sakin duruyor, nem ona değmiyor, gözüm arkada kalmıyor, ertesi gün aynı yerde buluyorum.
Eski bir aletin konforu
Yeni makaslar denedim, plastik saplı, parlak olanlar; hiçbiri bu eski çeliğin yerini tutmadı. Onlar ya çok hafifti ya da ağzı fazla geniş, ince ipliği keserken ucunu şaşırıyordum. Bu makasın ağzı kısa olduğu için tam nereye vuracağımı görüyorum. Örgüde kesim çoğu zaman tek bir ilmek ya da birkaç santimetre iplik; geniş ağızlı makas fazla geliyor, elimde hantallaşıyor ve bazen yanındaki ilmeği de kesiyor, istemediğim yerden koparıyor.
Annemin kutusundan çıkması bana ayrı bir güven veriyor, sanki yılların elinden geçmiş bir alet daha bilgili. Tabii bu duygusal bir şey, makasın kendisi bir şey bilmiyor; ama elime oturan ve güven veren bir aleti değiştirmek için sebep görmüyorum. Sertifikam yok, burada yazdıklarımın hepsi kendi çekmecemden; beğendiğim eski bir aleti niye bırakayım, yerine emin olmadığım yenisini alayım, o da para. Eldekini bilmek, onu doğru yere koymak yetiyor bana, fazlası gereksiz. Yeni aletlerin cazibesine birkaç kez kapıldım, ama elime oturmayan şey işi eziyet yapıyor; o yüzden eski çeliğe her seferinde geri döndüm, başka denemem kalmadı, bana kâfi geliyor, değiştirmiyorum.
Kesim yönü ve güvenlik
Makası örgünün üstünde tutarken yön hep aynı: kesilecek iplik bana dönük, ağız dışarı bakıyor. Böylece yanlışlıkla ördüğüm yere vurmuyorum. Bir kez ters tuttum, makasın ucu bitmiş örgünün kenarındaki bir ilmeği kesti, o sırayı yeniden ördüm. Küçük bir kaza ama dersi net: makası nereye çevirdiğime dikkat ediyorum, özellikle yorgun bir akşamda, gözümü ovuştururken değil, örgüye bakarak kesiyorum ve elimi yavaş tutuyorum.
Çocuk ya da meraklı biri için makası bırakmam, çantamın içinde kapalı durur. Keskin bir alet olduğu için başka işe de vermem; komşu bir iplik isterse makası değil, ipliği uzatırım. Güvenlik benim için karmaşık bir konu değil, sadece makası yerinde tutmak ve ters tutmamak: ikisi de on yılda yerleşmiş alışkanlık, artık düşünmeden yapıyorum ve aklım örgüde kalıyor, makasa gitmiyor, gözüm sürekli ilmekte. Bu küçük kural sayesinde yıllardır ne kendimi ne örgüyü yaraladım; makas hep doğru yere bakıyor, ters tuttuğum o tek akşam dışında sorun olmadı, o da ders oldu, tekrarı gelmedi.
Bursa'da bir balkondan içeri
Örgüyü çoğu zaman salonda, küçük masamın başında örüyorum. Balkonum Nilüfer'de küçük; kışın Uludağ rüzgârıyla iyice soğuyor, yazın ise nemli. Islak bir örgüyü asla balkona çıkarmam, salonda havlu üstünde kurutuyorum; kalorifer yandığı aylarda da ıslak yünü üstüne koymam, 2016'da bir kez koydum, yün sertleşti ve koktu, bir daha yapmadım, o kokuyu bir türlü çıkaramadım. Makasım ise hep içeride, kuru bir cepte, çantanın içinde.
Bursa'nın bu nemi ve kireçli suyu örgü işini eve hapsediyor, ben de aletlerimi ona göre yerleştirdim. Makas suyun ve nemin uzağında, çantamda; iplikler bez torbada, serin dolapta. Aletlerin yeri belli olunca akşam örgüye oturunca önce aleti aramıyorum, elime alıyorum. Düzen bana zaman kazandırıyor, acele de etmiyorum, çünkü örgü zaten sabrın işi ve ben aceleye hiç gelemiyorum, hata o zaman oluyor, acele ettiğim tek akşam ters gitti.