Ana sayfa › Kullandığım araçlar ve malzemeler › Başlangıç › Örgü çantası
Örgü çantası
İlk yıllarda ipliklerimi mutfak dolabının boş bir rafına, gelişigüzel yığılmış hâlde koyuyordum. 2021 yazında o rafın öğlen güneşini gördüğünü fark etmeden yumakları orada bıraktım ve sonbaharda küflendiler. O günden beri iplikler bez torbada, fermuarlı kesede ya da sepetin içinde duruyor. Örgü çantası benim için sadece taşıma değil, ipliğin tozlanmaması ve yumakların birbirine girmemesi demek. Bu düzeni kurmadan önce her akşam neyi nereye koyduğumu hatırlamakla geçiyordu; şimdi her şeyin yeri belli.
Neden bir çantaya ihtiyaç duydum
Örgüye başladığım 2016'da ipliklerimi mutfak dolabının boş rafına gelişigüzel yığıyordum; şişler ayrı, yumaklar ayrı duruyordu. Bir akşam örmeye oturduğumda yarım kalan parçayı şişlerle birlikte masada unutup sabah toz içinde buldum. O gün bir bez torba aldım ve yarım işi içine koymaya başladım.
Asıl dersi 2021'de aldım: yazın güneş gören bir rafa koyduğum yün yumakları sonbaharda küflenmişti. Bursa'da nem zaten yüksek, bir de güneş görünce iplik kendini toparlayamadı. O günden beri kuralım şu: „bez torba, serin ve kuru dolap, asla güneş gören raf.“
Şimdi her akşam ördüğüm yarım işi masa üstünde unutmadım; ya bitiriyorum ya da şişlerle torbaya koyup dolaba. Masada unutulan yarım örgü toz yediği gibi, kedinin de ilgisini çekiyordu, o ayrı bir derdi. Çanta düzeni aslında ev düzeniyle başlıyor, ben ancak iki yıl sonra kavradım.
Bez torba, fermuarlı kese, sepet
Çantam üç parçadan oluşuyor. En eskisi 2016'dan kalma bez torba; içine yarım örgüyü ve şişleri koyuyorum, ağzı lastikli olduğu için toz girmiyor. 2019'da aldığım fermuarlı kese ise küçük aparatlar ve tek bir rengin yumakları için; fermuarı sıkı kapanınca nemi bir nebze olsun dışarıda tutuyor.
2020'de edindiğim hasır sepet ise şişlerin ve büyük yumakların evi oldu. 30 cm çapında, kenarları yüksek; içine birlikte ördüğüm parçaların tüm malzemesi sığıyor. Hiçbirini marka diye seçmedim, hepsi bitpazarından ya da kırtasiyeden, elime uygun gelenler.
Hasır sepetin en sevdiğim yanı hava alması; bez torba kapalı durduğu için ara sıra açıp sepeti havalandırıyorum. Kese ise yolculukta iyi, fermuarı kapalıyken iplik dışarı taşmıyor. Üçü birlikte bir sistem oldu: torba günlük, kese küçük parça, sepet büyük iş; hepsini ayrı tutunca neyi nerede aradığımı biliyorum.
Yumakların birbirine girmemesi
En sinir bozucu şey, iki yumakın birbirine girip düğüm olması. Bunun önüne geçmek için her rengi ayrı bir bez torbaya koyuyorum; torba şeffaf olmasa da üstüne defterden kestiğim küçük bir kâğıda renk adını yazıp koyuyorum. Böylece çantayı açınca hangi yumak hangisi belli oluyor.
Çile hâlinde gelen iplikleri önce yumağa çevirip sonra torbaya koyuyorum. Bir kez çileyi yumağa çevirmeden örmeye başladım, iplik kendi içinde düğüm oldu ve on sırayı söktüm. Şimdi çileyi mutlaka bir gecede yavaşça yumağa sarıyorum, sonra çantaya yerleştiriyorum. Acele edip çileyi şişin üstünde bırakırsam akşam örgü düğümlü çıkıyor; o yüzden bu işi ayrı bir akşama bırakıyorum.
Bir de etiket işini abartmıyorum; her torbaya renk adı yeter, numara yazmıyorum, çünkü numarayı defterden buluyorum. Renkler karışınca en çok zarar eden ben oluyorum, o yüzden aynı rengin artanını aynı torbaya ekliyorum. Böylece yarım bir iş kalınca kalan iplik hemen hazır oluyor, yeni yumak açmaya gerek kalmıyor.
Bursa'nın neminde saklama
Bursa'da nem yüksek olduğu için kapalı dolapta bile iplik rahat etmiyor. Yazın balkon kapalı ve Uludağ rüzgârı yüzünden hava girmiyor; dolap içi rutubetli kalabiliyor. Bu yüzden torbaların ağzını sıkı kapatıyorum ve sepeti yatak odası dolabının en üst, güneş görmeyen rafına koyuyorum.
Kireçli suyun saklamayla doğrudan ilgisi yok, ama yıkanmış ipliği kurutmadan çantaya koyarsam küf riski artıyor; o yüzden yıkanan yumak önce havlu üstünde, salonda kuruyor, sonra torbaya giriyor. Nemleşen bir torba görürsem hemen açıp havalandırıyorum, günlerce kapalı bırakmıyorum.
Balkonu yazın bile saklama için kullanmıyorum; Uludağ rüzgârı toz getiriyor, iplik üstünde ince bir tabaka bırakıyor. Onun yerine dolap içine küçük bir nem ayarlayıcı koydum, ama onun da markasını yazmıyorum, sadece bir kutu. Nem yüksek günlerde torbayı açıp bir saat havalandırmak bence en etkili yöntem. Bursa'nın rutubetli havasında bu küçük işlem, ipliği aylarca sağlam tutmaya yetiyor; büyük bir çaba da gerekmiyor.
Çanta ne taşır, ne taşımaz
Çantam şişleri, yumakları ve yarım örgüyü taşır; makas ve dikiş iğnesi de kenar cepte durur. Ama örgüyü dışarıda, otobüste ya da parkta örmek gibi bir huyum yok, bu yüzden çanta benim için daha çok saklama kabı. Taşıma işi çoğunlukla ev içinde, salondan yatak odasına oluyor.
Sertifikam yok ve iplik saklamayı yalnızca kendi dolabımda, kendi gözlemlerimle öğrendim. Uzun vadeli depolamada haşere ya da özel koruyucu yöntemler gibi konulara girmiyorum; bunlar bana göre değil. Ben sadece Bursa'daki küçük dairemde nemi ve güneşi nasıl dengelediğimi anlatıyorum, başka bir iddiam yok.
Komşularımdan biri „düzen her şeyi çözer“ demişti, haklı çıktı; çanta düzeni benim için örgüden önce gelen bir alışkanlık oldu. Her akşam aynı yere koyunca sabah elime şiş almak daha kolay oluyor.
Taşıma dedim ama aslında komşuya giderken yanıma aldığım olmuyor; örgü benim için evde, akşamüstü sessizliğinde bir iş. Çanta bu yüzden daha çok „her şeyin yeri“ anlamına geliyor. Sertifikam yok, iddia etmiyorum; sadece on yılda dolabımı nasıl düzenlediğimi, neyin işe yaradığını anlatıyorum. Çanta benim için örgünün sessiz bir parçası; görünmüyor ama her akşam elime şişleri verdiğinde işi gerçekten kolaylaştırıyor.