Örgü Defteri Bursa'da bir balkonda, bir kutu iplik ve on yıllık not defteri

Ana sayfa Ördüğüm teknikler Hatalar ve düzeltme Düşen ilmeği kurtarma

Düşen ilmeği kurtarma

Düşen ilmeği kurtarma
Salon masasında duran açık gri atkıda tek bir ilmek tığla yukarı çekilirken, yanında ince bir tığ görülüyor.

Geçen kış bir atkının kenarında bir ilmek kaçtı; fark etmeden üç sıra ördüm, akşam karesi omzuma kadar indi. İki dakikalık bir işi bir akşama yaydım. Bursa’da Uludağ’dan inen rüzgâr balkonu kışın kullanılmaz kıldığı için örgüyü salonda yapıyorum; düşen ilmeği orada, tığla yakaladım. Sıranın nasıl geldiğini anlatacağım.

Kısaca

  • Düşen ilmeği hemen yakala; fark edilmezse birkaç sıra aşağı koşar, iki dakikalık iş bir akşam olur.
  • Yakalamak için tığ kullanırım, şiş ucundan ince olduğu için ilmeği kolayca geçirir.
  • İlmeği aşağıdan yukarı, sıra sıra geri alırım; yönü ters çevirirsem desen bozulur.
  • Elinle çekip kaldırmaya kalkma, ilmek uzar, komşu ilmekler de deforme olur.
  • Düz örgüde ilmek öne bakar, ters örgüde arkaya; hangi yüzde olduğunu anlamadan yakalama.

İlmek neden kaçar, nerede başlar

İlmek, şişten çıkıp da aşağıya doğru hiçbir şeye tutunmadığında düşer. En çok olduğu yer, şişi el arasında çevirdiğim anlardır; ucu kayar, bir ilmek yere doğru kayar. Bursa’da kışın kalorifer yanınca oda kurur, yün hafif elektriklenir, şişten atlaması kolaylaşır; o yüzden kuru akşamlarda şişi yavaş çeviririm. İlmek düştüğü anda aşağıda kendine bir komşu bulur, ona tutunur ve birkaç sıra boyunca sessizce aşağı iner.

Tehlike, fark etmemektir. Bir ilmek tek başına aşağı indiğinde başta görünmez; örgünün arkasında ince bir zincir oluşturur, ancak ters çevirince fark edilir. Ben eskiden yüzeyine bakıp geçerdim, o yüzden bir akşam üç sıra sonra yakaladım. Şimdi her sıra sonunda örgünün arka yüzüne bir bakarım; o zincir görünürse ilmek daha bir sıra bile inmeden yakalarım. Bu alışkanlık, iki dakikalık işi bir akşama dönüştüren hatayı kesti.

Tığı neden şişe tercih ederim

Düşen ilmeği yakalamak için elimde bir tığ bulundururum; şişin ucundan incedir, ilmeğin içinden geçerken komşulara dokunmaz. Şişle kaldırmaya kalktığımda ucu kalın gelir, yanındaki ilmeği de kaldırır, delik büyür. Tığ tek bir ilmeği hedef alır, bu yüzden sakatlamaz. Bursa’daki küçük balkonumda değil salonda ördüğüm için tığımı da yanımdaki dikiş kutusunda tutarım, elim her uzandığında hazır bulur. Gecenin bir yarısı bir ilmek düştüğünde şişi bırakıp hemen tığı elime almak bana kolaylık veriyor; o yüzden tığ şişin yanında, aynı kutuda durur.

Tığın ucu sivri olmamalı, kör uçlu olmalı; sivri uç yünü delebilir, iz bırakır. Ben annemin dikiş kutusundan kalma kör uçlu iğneye benzer bir tığ kullanırım, ucu yuvarlak. İlmeği geçirirken çekmeyi abartmam; tığ ilmeği sadece yönlendirir, gerginliği şişe bırakırım. Şişe geri takmadan önce tığdaki ilmeğin yönünü görürüm: ilmek öne bakıyorsa düz, arkaya kıvrılıyorsa ters; bunu atlamak deseni bozar, bir sıra sonra fark edilmez ama yıkayınca belirginleşir.

Aşağıdan yukarı nasıl geri alırım

Yakalama işi her zaman aşağıdan yukarı doğrudur. Düşen ilmek en altta bir zincir bırakmıştır; tığı o zincirin en alt halkasına sokarım, bir sıra yukarı çekerim, şişe takarım, sonra bir sıra daha yukarı, böylece sıra sıra çıkarım. Yönü ters çevirirsem ilmek burgu gibi döner, desen orada kırılır; o yüzden her çıkarmada ilmeğin önünü arkayı ayırt ederim. Bu iş aceleye gelmez, çünkü bir sırayı atlarsam ilmek yine aşağı kaçar.

Bir de komşu ilmekleri germemeye dikkat ederim. Tığı çekerken yanındakileri de beraber yukarı alırsam sütun dalgalanır; ben tığı yalnızca hedef ilmeğin halkasına sokarım, komşuya değdirmem. Bazen ilmek öyle sıkı tutunmuştur ki tığ zorlanır; o zaman şişi hafifçe gevşetip ilmeği rahatlatırım, sonra yukarı alırım. Bursa’nın nemli havasında yün bazen yapışır, o günlerde tığı daha yavaş geçiririm, acele etmem. Geri alma bitince ilmeği şişe oturtur, etrafıyla aynı gerginlikte olup olmadığına bakarım.

Düz, ters ve lastikte farkı

Üç örgü türünde düşen ilmeği yakalamak aynı değildir. Düz örgüde ilmek öne bakar, tığı aşağıdan geçirip öne doğru çeviririm; ters örgüde ilmek arkaya kıvrılır, tığı arkadan dolandırırım. Ayrımı yapmazsam yakaladığım ilmek ters durur, yüzeyden bakınca bir nokta yanlış örülmüş gibi belirir. Ben her yakalamada ilmeği şişe takmadan önce çevirip bakarım, yönünü ona göre veririm.

Lastikte iş biraz başka; ilmekler sırayla düz ve ters gittiği için kaçan ilmek komşusunun yerini karıştırır. Ben lastikte düşen ilmeği yakalamadan önce kaçan noktanın altındaki sırayı parmağımla sayarım: düz mü ters mi olması gerektiğini oradan anlarım. Tahmin edip örersem bir ilmek kayar, lastik orada açılır. Bu yüzden lastikte sabır daha çok gerekir; ama yöntem yine aynı, aşağıdan yukarı, sıra sıra. Bursa’da kış geceleri uzun olduğu için bu sakin işe zaman ayırırım, aceleye getirmem.

Yakalayamadım, ne yapıyorum

Bazen ilmek öyle inmiş ki zincir görünmez olur, ya da ben deseni çözemem. O zaman zorlamam; şişi o noktanın birkaç sıra altından çekerim, ilmekleri tek tek bırakırım, ta ki sorunlu yere gelene kadar. Sonra oradan itibaren yeniden örerim. Bu yöntem uzun sürer ama bozuk yeri kurtarmaktan emindir; ben yanlış yakalayıp iz bırakmaktansa söküp almayı yeğlerim.

Sökme sırasında ilmeği kaybetmemek için şişi çektikten sonra kalan ilmekleri bir başka şişe ya da misinaya geçiririm; açıkta kalırlarsa bir de onlar kaçar. Bursa’nın nemi yüksek olduğu için uzun süre açık örgü bırakmam, arada bir bez torbaya sokarım. Yakalama işi acemilik değil, eller alışır; ben hâlâ her düştüğünde içimden „tamam, iki dakika“ derim, sonra da o iki dakikayı veririm. İlmek kaçar, korkulacak şey değil, yeter ki hemen bakalım.